GÜN AŞIMI (GEÇ DOĞUM) (GÜN GEÇMESİ)

GÜN AŞIMI (GEÇ DOĞUM) (GÜN GEÇMESİ)

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) ZAMANI GEÇMİŞ, ZAMANI DOLMUŞ, GÜNÜ DOLMUŞ, MİAD AŞIMI, GÜN AŞIMI DOĞUM, SÜRMATURASYON...

41 haftadan uzun süren gebeliklere gün aşımı, sürmatürite, postterm, miad geçmesi, postmatürite, gün geçmesi, günü dolmak gibi isimler verilir. Bu sınır bazı yerlerde 42 hafta olarak kabul edilir. Yaklaşık olarak tüm gebeliklerin %3'ünde görülür. Çok genç ve yaşı büyük annelerde daha sık rastlanır bu duruma. Ortalama gebelik süresi insanoğlunda son menstrüel periodun ilk gününden itibaren 280 gün yani 40 haftadır.

Nedeni net olarak bilinmemektedir.

Günaşımı tanısı koyulurken annenin söylediği son adet tarihi kadar eski ultrason ölçümlerinin güncellenmesi de (özellikle hamileliğinilk 4 ayında girilen ultrasonlar) çok önemlidir.

Günaşımının getirdiği riskler:
Plasentada dolaşım bozulmasına bağlı olarak oksijen ve besin maddelerinin yeterince taşınamaması sonucu fetal distres gelişebilir. Bu nedenle özellikle gün aşımı olan gebeliklerde, bebek hareketleri bir sağlık göstergesi olarak dikkatlice izlenmelidir. Oksien yetersizliğinin artması fetusta mekonyum denen ilk dışkının yapılmasına neden olur. Bebek doğmadan amniyon sıvısı içine yaptığı bu ilk dışkı doğum sırasında ve hatta anne karnında bebeğin akciğerlerine kaçabilir. Mekonyum aspirasyonu denen bu durum bebekte ciddi sorunlara yol açabilir. Ayrıca gün aşımı doğan bebeklerin bir kısmı iri bebek olabilir. Bebeğin suyulma azalma (oligohidramnios) olabilir ve bu da kordon sıkışması gibi bazı riskleri arttırır.

Dismatürite sendromu:
Gün aşımı başladığında Dismatürite sendromu adı verilen tablo gelişmeye başlayabilir. Dismatürite sendromu gün aşımı olan bebeklerin yaklaşık üçte birinde görülmektedir. Genellikle cilt altı yağ depolarının kaybı sonucu buruşuk, kuru ve çatlak bir deri, uzun tırnaklar, uzun saçlar, hipotoni denen kas güçsüzlüğü, mekonyumla boyanmış sarı - yeşil veya kahverengi cilt, göbek kordonu ve zarlar ile karakterizedir.

Tedavi:
42 hafta dolana kadar (bazı hastanelerde 41 hafta olarak da alınabilir bu sınır) yakın takip ile gebelik izlenmelidir. Bebek hareketlerinde azalma olup olmadığı takip edilir anne tarafından, ayrıca 40 haftadan itibarek 2-3 günde bir NST çekilir. Gerekirse ultrason ve başka testler de eklenebilir. Herhangi bir soruna rastlanmazsa takiplerde, 41 yada 42 haftada doğum indüklenir. Normal doğum için obstetrik bir engel yoksa suni sancı ile doğum başlatılmaya çalışılır, eğer normal doğuma engel bir durum varsa (iri bebek, anne pelvisinin uygunsuzluğu v.b) bu durumda sezaryen gibi gebelik sonlandırılır.

ERKEN MEMBRAN RÜPTÜRÜ (EMR) (SULARIN ERKEN GELMESİ)

ERKEN MEMBRAN RÜPTÜRÜ (EMR) (SULARIN ERKEN GELMESİ)

ERKEN MEMBRAN RÜPTÜRÜ (EMR) (SULARIN ERKEN GELMESİ) (ZARLARIN ERKEN YIRTILMASI)

Halkarasında bebeğin suyu denilen amniyon sıvısı bebeğin dış travmalardan korunmasını, kolay hareket etmesini, solunum sisteminin gelişimini, sabit ısıda tutulmasını sağlar. Bu sıvının etrafındaki zarlar yani amniyotik membranlar vagina ve serviksten yukarıya geçebilecek mikroorganizmalardan bebeği korurlar.

Erken membran rüptürü (EMR); amniyon kesesinin doğum henüz başlamadan yırtılması ve suların gelmeye başlamasıdır. 37. gebelik haftasından önce amniyotik membran yırtılmış ile prematüre EMR (PPROM) denir. Tüm gebeliklerin yaklaşık %10'unda görülür.

Anne adayları aniden vaginadan boşalan bir sıvıdan bahsederler. Ancak bu sıvı boşalması her zaman çok belirgin olmayabilir ve aralıklı olarak az miktarda gelebilir.

Erken membran rüptürü erken doğumun en önde gelen nedenlerindendir.

Nedeni net olarak aydınlatılmış olmamakla beraber bazı enfeksiyon etkenleri (idrar yolarında yada vajinada) rol oynuyor olabilir. Annenin beslenme bozukluğu, düşük sosyoekonomik düzey, karına gelen direk travmalar, sigara, servikal yetmezlik, rahmin aşırı gerilmesi (çoğul gebelik yada polihidramnios), plasental anormallikler, amniosentez yapılması, rahim ağzına dikiş atılması (serklaj), rahime ait anomaliler gibi faktörler de EMR'nin muhtemel sebepleri arasındadır. Daha önceki gebeliklerde erken su gelme öyküsü olanlarda da risk artmıştır.

Anne adayları genelde zarların yırtıldığını aniden sıvı boşalması şeklinde fark ederler, bazı durumlarda zar rahimin üst kısımlarından yırtıldığında az miktarda idrar kaçırır tarzda hafif akıntılar olabilir. Bu tür şikayetler ile gelen gebelerde yapılan vajinal muayenede rahim ağzından sıvı kaçağının görülmesi ile tanı konur.

Getirdiği riskler:
En önemli risklerden birisi EMR'nin doğumu başlatıcı ekisi olmasıdır. Her zaman olmasa da çoğu hastada sular geldikten 24 saat sonra doğum sancıları başlar. Bu yüzden suların gelmesi erken doğuma sebep olabilr. Erken doğum da bebeğe ait solunum sıkıntısı gibi diğer sorunlara sebep olacaktır.
İkinci önemli riskse artık fetusun etrafında onu koruyan zarlar yırtıldığı için fetusun ve rahim içinin enfeksiyona karşı açık hale gelmesidir. Enfeksiyon çoğu zaman gelişmez, bunun için anne yakından izlenir ve önlemek için gerekli antibiyotikler verilir. EMR sonucu ortaya çıkan enfeksiyona koryoamnionit adı verilir. Bu enfeksiyon bir yandan uterusa ve buradan anne adayının kanına geçerek annede ciddi enfeksiyonlara, öte yandan direkt yayılmayla fetusa ve fetusun kanına geçerek fetusta ciddi enfeksiyonlara yolaçabilir. Herhangi bir enfeksiyon kesinleştiğinde gebelik sonlandırılır.
Çok ani ve bol su gelmesi durumunda kordon sarkması olabilir ve kordon sıkışabilir, bu durum çok acil bir durumdur ve bebeğim ölümüne bile sebep olabilir. Su gelmesi sonrası bebeğin eşinde (plasenta) erken ayrılma (dekolman plasenta) olabilir.
Su gelmesine bağlı bebeğin suyu azalacağı için buna bağlı riskler gelişebilir. Suyu az olan bebeğin yüzünde ve kol-bacaklarında bir takın anomaliler şekil bozuklukları gelişebilir, akciğer gelişmesi geri kalabilir.

Tanı:
EMR tanısını koymak için hastanın anlattığı su gelme öyküsü dışında vajinal muayenede rahim ağzından su gelmesinin görülmesi önemlidir. Bunun dışında rahim ağzında yada vajinada görülen sıvıdan yapılan ferning testi ve nitrazin testi gibi bazı testler bu sıvının bebeğe ait olup olmadığını anlamamızı sağlar. Vajinal sıvıda AFP yada fetal fibronektin bakılarak yapılan testler de bu ayrıma yardımcı olabilir. Ultrasonda bebeğin suyunun azalmış olarak izlenmesi de tanıyı destekler.

Tedavi:
34 haftadan küçük gebeliklerde bebeğin akciğer olgunlaşmasını hızlandıracak tedaviler uygulanır ve gebeliğin durumu müsaitse bebeğin olgunlaşması için bir süre beklenebilir fakat 34 haftanın üzerindeki gebeliklerde bebek akciğerleri olgunlaşmış olduğu için su gelmesinin getireceği riskler genellikle göze alınmaz ve doğum amaçlanır. 24 saat içinde sancılar başlamaz ise antibiyotik tedavisine başlanır ve doğumun başlatılması maksadı ile suni sancı verilir.
Tedavide en önemli unsur antibiyotik ile enfeksiyonun önlenmesidir.

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) SU GELMESİ

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) SU GELMESİ

Gebeliğin özellikle son haftalarında doğuma yakın günlerde sık görülen bir durumdur su gelmesi, hamileler bunu  su gibi akıntı oldu, su boşalması oldu veya sularım geldi gibi ifade edebilirler.

Gebelikte (hamilelikte) suyun gelmesi nasıl anlaşılır?
Su gelmesi bazen çok bol şekilde sanki bacağından aşağıya bir bardak su dökmüş gibi fazla olabilir, bu durumda anne kolaylıkla suyunun geldiğini anlayabilir. Bu esnada annenin giysileri, oturduğu yer veya yatağı ıslanabilir. Su geldiğinde veya su gelmeden önce sancı olabileceği gibi hiç sancı olmayabilir de. Sancı olmaması su gelmesi olmadığı anlamına gelmez. Amnion suyu ılık, berrak bir sudur. Bazen su gelmesi bu kadar şiddetli olmaz, hafif sızıntı veya damlama şeklinde olabilir bu durumda akıntı veya idrar kaçırma ile karıştırılabilir, anne bunu akıntı gibi su geliyor şeklinde ifade eder, annenin bunu ayırt etmesi zordur bu nedenle mutlaka kesin teşhis için doktora başvurmalıdır.

Bebeğin suyunun gelmesi ile vajinal akıntının farkı nedir?
Hamilelikte vajinal akıntı her ayda sık görülen bir durumdur, son aylarda daha fazla olabilir. Akıntı genellikle koyu, yapışkan, bazen kokulu ve az miktardadır. Akıntı asla annenin bacağından aşağıya su dökmüş kadar fazla olmaz ve pantolonunu, yatağını ıslatacak kadar fazla olmaz. Bebeğin amnion suyu aynı normal su gibi akışkandır, rengi berrak hafif sarımsıdır genellikle ancak eğer bebek kakasını yapmışsa koyu kahverengi, yeşil renklerde olabilir. Amnion suyu ılık hissedilir.

Su kesesinin doktor veya ebe tarafından açılması (amniyotomi):
Amnin sıvısı amnion zarının içerisinde bulunur ve bebek bu balon şeklindeki zarın içerisindeki suda serbest şekilde hareket eder. Doğum başladığında anne sancı çekerken rahim ağzındaki açıklık ara sıra kontrol edilir ve açıklık belli bir seviyeye gelince, genellikle 4-5 cm açılma oluşunca ince, uzun bir alette bebeğin su kesesi (amnion kesesi) delinerek açılır. Anne bu esnada ağrı veya rahatsızlık hissetmez, bir kaç saniye süren kısa bir işlemdir. Bebeğin su kesesi açıldıktan sonra doğum daha hızlı ilerler. Bazen doğum başlamadan öne annenin suları gelmiştir ve amnion suyu akarak boşalmıştır bu durumda amniyotomi yapılmadan doğum gerçekleşir.

Su gelmesinin anne veya bebek açısından bir zararı var mıdır?
Su gelmesi erken gebelik haftalarında gerçekleşirse erken doğum riskine neden olabilir. Yine özellikle erken haftalarda su gelmesi rahim ve amnion zarının enfeksiyonuna (koryoamniyonit) neden olabilir, bunu engellemek için antibiyotik tedavisi verilir. Su kesesi bebeğin dış ortamdan ve aşağıdan vajina yoluyla yukarıya çıkabilecek bakterilerden korur, bu nedenle su kesesinin açılması durumunda vajinadan rahim içerisine doğru enfeksiyon etkeni bakteriler ilerleyebilir. Doğuma yakın haftalarda ve çok uzun günler sürmeyen su gelmeleri genellikle bu tür riskli durumlara neden olmaz, zaten 1-2 gün içerisinde genellikle doğum gerçekleşir.

Su gelmesi durumunda ne yapılmalıdır?
Gebeliğin hangi haftasında olursa olsun su gelmesi (veya şüphesi) acilen doktora başvurmayı gerektirir. Su gelmesi 36. gebelik haftasından önce olmuşsa erken doğuma neden olabilir. Suların erken gelmesi konusunda ayrıntılı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Gebeliğin doğuma yakın son haftalarında su gelmesi genellikle 1-2 gün içerisinde doğumun gerçekleşeceğini gösterir. Su gelmesi gebeliğin çok erken haftalarında bebek henüz gelişimini tamamlamadan gerçekleşirse bebeğin gelişimini tamamlaması için beklemeye ve doğumu engellemeye çalışılır, bu esnada antibiyotikler ve tokolitik (sancı durdurucu) ilaçlar kullanılır.

İNTRAUTERİN (RAHİM İÇİ) GELİŞME GERİLİĞİ (IUGG) (IUGR)

İNTRAUTERİN (RAHİM İÇİ) GELİŞME GERİLİĞİ (IUGG) (IUGR)

Gebelikte bebekte gelişme geriliği:
Fetusun bulunduğu gebelik haftasına göre olması gereken belirlenmiş standart ağırlıktan belli bir oranın (%10) altında kalması intrauterin gelişme geriliği (IUGR) olarak adlandırılır. Burada dikkat edilmesi gereken husus olması gereken standart ağırlıktan küçük olan her fetusta gelişme geriliği yoktur bunların çoğunluğu yapısal olarak küçük fetuslardır.

İntrauterin gelişme geriliği (RİGG) saptanan fetuslarda strese girme, asfiksiye maruz kalma, yeni doğan döneminde ölüm riskleri normal gebeliklerden yüksektir.

IUGR tip 1 (simetrik) ve tip 2 (asimetrik) olmak üzere ikiye ayrılır. Tip 1 yani simetrik gelişme geriliği tüm gelişme geriliği olan bebeklerin %20-30 udur. Buna gebeliğin erken aylarındaki problemler sebep olur. Fetusun vücudu orantılı olarak baş, karın, bacak hepsi küçüktür. Kromozomal veya yapısal hastalıklar, erken gebelik döneminde gebenin karşılaştığı toksik maddeler veya geçirilen viral enfeksiyonlar bu tip gelişme geriliğine neden olabilirler.

Tip 2 gelişme geriliği IUGR'lerin %70-80 ini oluşturur. Tip 2 asimetrik gelişme geriliğinde olay simetrik değildir ve organlar arasında farklı büyüklükler söz konusudur. Genellikle bebeğin baş ve bacak gelişimi normalken karın bölgesi olması gerekenin gerisinde kalmıştır. Asimetrik gelişme geriliğine genellikle gebeliğin son aylarında ortaya çıkan yüksek tansiyon, diabet gibi hastalıklar sebep olur.

Simetrik ve asimetrik gelişme geriliğinin ayrımını yapmak için ultrasonografide ölçülen kafa çevresi ve bacak çevresinin karın çevresine oranı hesaplanır ve bu oran yüksekse asimetrik IUGR lehine yorumlanır.

Gelişme geriliği nedenleri:
- Annede damarsal hastalıklar, hipertansiyon, şeker, kalp hastalıkları
- Preeklampsi
- Annede böbrek, karaciğer hastalıkları, diğer kronik hastalıklar
- Annede beslenme yetersizliği
- Plesenta anormallikleri
- Annenin sigara, alkol, uyuşturucu kullanması
- Annenin yetersiz beslenmesi
- Annede kansızlık
- Fetusa ait çeşitli anomaliler
- Kromozom anomalileri
- İkiz ve diğer çoğul gebelikler
- Fetusa ait enfeksiyonlar

Tanı:
IUGG tanısında ultrason ve doppler ustrason yardımcı tanı yöntemleridir. Bunlarda oligohidramnios (amnion sıvısının az olması) daha sıktır. Amnion sıvısı ölçümünün 50'nin altında olması kötü bir kriterdir. Ultrasonda bebeğin baş çevresi, bacak uzunluğu, karın çevresi, tahmini ağırlığı ölçülür gebelik haftasına göre olan normal standartlarla karşılaştırılır.

Tedavi yaklaşımı:
IUGG tanısı konmuş gebelikler daha sıkı takip altına alınır ve genellikle bu takip sırasında ustrason, doppler ve NST, biyofizik profil (BPP) takiplerine göre fetusun anne karnında çok yüksek risk altında olduğu saptanırsa doğum gerçekleştirilir. Bu bebekler de normal yoldan doğabilmekle beraber sezaryen gerektirme ihtimali normal gebeliklerden yüksektir.
Amnion sıvısını 50'den az olan ve doppler ölçümleri yüksek saptanan, haftalık ultrason takiplerinde bebekte büyüme olmayan, NST'si nonreaktif olan, biyofizik profil değerlendirilmesinde 6 yada daha az puan alan gebeliklerde riskin yüksek olduğu düşünülür ve mümkün olan en kısa zamanda doğum planlanır. Erken doğuma gerek duyulabileceği nedeniyle fetusun akciğer gelişimini sağlamak için betametazon (steroid) ilacı verilir.

FETAL DİSTRES (BEBEKTE SIKINTI HALİ)

FETAL DİSTRES (BEBEKTE SIKINTI HALİ)

Fetüsun oksijensizlik, asidoz, asfiksi durumuna doğru ilerlemesi ile "stres" altında olduğunu ifade eden bir terimdir. NST gibi felan iyilik halini değerlendiren testlerle bu durum anlaşılabilir.

Çeşitli sebepleri olabilir:
- Fetusta gelişme geriliği
- Suların gelmesi, suyun az olması (oligohidramnios)
- Günaşımı (Günün geçmesi)
- Fetusta anemi
- Annede preeklampsi, diabet gibi hastalıklar
- Kordon dolanması
- Kanama yapan her tür durum ani fetal distrese yol açabilir

Fetal distres saptanan fetus NST, OCT, Doppler, Ultrason v.b testlerle değerlendirilerek gebelik haftasına göre izlemine ya da doğumuna karar verilir. Fetal distres durumunda normal doğumu bekleyecek kadar süre yoksa yani durum acilse bebeğe bir an önce almak için sezaryen gerekebilmektedir. 

BEBEĞİN SUYUNUN AZ OLMASI (OLİGOHİDRAMNİOS)

BEBEĞİN SUYUNUN AZ OLMASI (OLİGOHİDRAMNİOS)

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) BEBEĞİN SUYUNUN AZALMASI
Anne karnındaki bebek (fetus), amniyon sıvısı adı verilen bir sıvı içinde bulunur. Bu sıvı, rahim içindeki bebeği dışarıdan gelecek travmalara karşı koruduğu gibi, bebeğin büyümesi ve gelişmesine de olanak sağlar.
Oligohidramnios tanısı ultrasonda amnion sıvısı ölçümünün (ASİ) düşük olması ile konur. Bu sıvı azalması ultrason ile belirlenir.

Oligohidramniyos nedenleri şunlardır:
- Bebekte böbrek yokluğu
- İdrar yollarında tıkanıklık oluşturan durumlar
- Fetüse ait bazı anomaliler
- Zarların erken yırtılması (EMR)
- Günaşımı
- Plasental fonksiyon bozuklukları
- İntrauterin gelişme geriliği
- Annenin sularının gelmiş olması

Oligohidramnios mekonyum aspirasyonunu, kordon basısı, fetal distres gelişmesini kolaylaştırır. Fetusra kol ve bacak deformiteleri (şekil bozukluğu) ve pulmoner hipoplazi (akciğer gelişiminin kısıtlanması) oluşabilir.

Oligohidramniyos saptandığında gebelik miadında ise veya gün aşımı varsa bebek doğurtulur. Daha erken dönemde görülürse ve bebekte bir anomali saptanmamışsa amniyoinfüzyon yöntemiyle amniyon boşluğuna sıvı verilmesi uygulanabilir fakat pek denenen bir yöntem değildir, bu fetuslar daha çok sıkı takip altında matürasyon zamanı gelene kadar beklenir.

BEBEĞİN SUYUNUN FAZLA OLMASI (POLİHİDRAMNİYOS)

BEBEĞİN SUYUNUN FAZLA OLMASI (POLİHİDRAMNİYOS)

Bebeğin amnion sıvısının fazla olması:
Polihidramnios rahim içerisinde bebeğin içinde bulunduğu amnion sıvısının normalden fazla olmasıdır. Tanısı amniyon sıvısının ultrasonda fazla izlenmesi ile konur. (ASİ: Amniyotik sıvı indeksi >250 veya tek cepte >80 ise polihidramniosdur.) Tüm gebeliklerin %1-3'ünde polihidramnios durumuna rastlanır.Normalde amniyotik sıvı volümü 16. haftada 200 ml, 28. haftada 1000 ml, 36. haftada 900 ml ve 40. haftada 800 ml civarındadır.

Suyun çok fazla olduğu durumlarda anne karında fazla büyüme ve gerginlik olur, hatta bu nedenle anne nefes almakta zorlanabilir, karnında rahatsızlık hisseder.

Nedenleri:
- Annede şeker hastalığı (diyabet) olması
- Fetüsün yutmasını engelleyen anomaliler
- Sindirim sistemi anomalileri, özofagus atrezisi (yemek borusunun oluşmaması)
- Merkezi sinir sistemi anomalileri, anensefali,
- Solunum yolu anomalileri
- Diyafragma hernisi (Özofagusa bası yapabilir)
- Doğumsal kalp hastalıkları
- Fetüste hidrops fetalis varlığı (İmmun veya non-immun)
- Rh immunizasyonu (kan uyuşmazlığı)
- Fetusa ait enfeksiyonlar (konjenital enfeksiyonlar)
- İkiz gebelik (ikizden ikize transfüzyon sendromu)
- Kromozomal anomaliler
- İskelet anomalileri
- Myotonik distrofi v.b doğumsal kas hastalıkları
- Yüksek çıkımlı kardiyak yetmezlik
- Fetal anemi
- Sakrokoksigeal teratom

Bazen polihidramnios olmasına rağmen bebekte ya da annede bir anormallik saptanamaz, buna idiopatik polihidramnios denir. Polihidramnios vakalarının %60-70'i idiopatiktir yani herhangi bir sebep bulunamaz, ancak %30-40'ında bir sebep bulunabilir.

Polihidramniyos saptanan bir gebelikte ilk adım dikkatli bir ultrasonografik anomali taramasıdır. Fetusta göğüs içerisinde ya da karın içerisindeki organlarda bir anomali, beyin anomalisi varlığı araştırılmalıdır. İkinci adım anneye ait nedenlerin araştırılmasıdır. Annede diyabet varlığını araştırmak için kan şekeri takibi yapılır.

Polihidramniosa bağlı riskler:
Polihidramniyos varlığında potansiyel risk aşırı gerilime bağlı erken doğum ağrıları, su kesesinin açılmasıdır. Su aniden boşalırsa kordon sarması ya da plesenta ayrılması (dekolman) olabilir. Polihidramnios erken doğuma sebep olabilir.Polihdramniosta bebek ölüm riski (perinatal mortalite oranı) %10 ile %30 arasında değişmektedir. Ayrıca polihidramnios durumunda bebekte makat duruş gibi bebeğin ters olmasına bağlı nedenlerle sezaryen olma riski de artmıştır.

Tedavi:
Çok sık uygulanmasa da bazı durumlarda fazla sıvı enjektör ile çekilerek (amniyodrenaj) azaltılmaya çalışılabilir.
İndometazin denilen ilaç ile amniyon sıvısı miktarı azalabilir fakat bu ilaç 32 haftadan sonra kullanılması sakıncalıdır, 32 haftadan büyük fetuslarda duktus venozusun erken kapanmasına sebep olabilir.

Amniyodrenaj:
Amniyodrenaj işlemi bir enjektör yardımıyla anne karnından amnioyon sıvısının bir kısmının çekilerek alınmasıdır. Amniyosentez işlemine benzer ancak amniyodrenaj işleminde daha fazla sıvı alınır. amniyodrenaj işlemi bazı riskler taşır: yaklaşık binde 2-3 oranında gebeliğin kaybına (bebeğin ölmesine) neden olabilir, doğumun başlamasına neden olabilir, koryoamniyonit (rahimdeki zarların iltihabı), erken membran rüptürü (su gelmesi), dekolman plasenta gibi risklere neden olabilir... Polihidramnios vakalarında seri olarak çok kere amniyodrenaj yapılabilir. Her polihidramnios hastasında uygulanan bir işlem değildir.

PLASENTA KALSİFİKASYONU (BEBEĞİN EŞİNİN ERKEN YAŞLANMASI)

PLASENTA KALSİFİKASYONU (BEBEĞİN EŞİNİN ERKEN YAŞLANMASI)

Plasental kalsifikasyon ( Bebeğin eşinde kireçlenme, Erken yaşlanma):
Plasenta anne ve bebek arasında her türlü alış verişi sağlayan organdır, halk arasında bebeğin eşi diye adlandırılır. Plasenta hakkında ayrıntılı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Plasental kalsifikasyon gebeliğin özellikle son aylarında ultrason muayenesinde görülebilen parlak, beyaz alanlardır. Bu alanlarda kalsiyum birikmesi (kireçlenme) olduğu için bu şekilde parlak görüntü verir. Bu kalsifikasyonlar hamileliğin her ayında görülebilir özellikle son aylarda daha sık ve büyük görülürler. Bu beyaz alanlar doğumdan sonra plasenta incelendiğinde gözle de görülebilir. Bazı araştırmalarda plasental kalsifikasyonların gebelikte sigara kullanan anne adaylarında daha sık görüldüğünü bildirmiştir.

Yapılan bir araştırmada ultrasonografide 32. haftadan önce erken plasental kalsifikasyon (yaşlanma) saptanan gebeliklerde bebek ve anne ile ilgili risklerde artış izlenmiştir. (Annede doğum sonrası kanama, dekolman plasenta, erken doğum, düşük doğum ağırlığı, neonatal bebek ölümü gibi...) 32. haftadan sonra plasental kalsifikasyon izlenen gebeliklerde ayrı risklerde artış izlenmemiştir. (kaynak
2005 yılında yapılan bir diğer araştırmada 36. gebelik haftasında ileri derecede (grade 3) kalsifikasyon saptanan gebeliklerde hipertansiyon (preklampsi) ve bebekte anne karnında gelişme geriliği daha sık görüldüğü bildirilmiştir. (kaynak)
2011 yılında yapılan bir çalışmada plasentada kalsifikasyon görülen gebeliklerde bebekte anne karnında gelişme geriliği saptanma riskinde artış bildirilmiştir. (kaynak)

Sonuç olarak:
Grade 3 plasental kalsifikasyon (bebeğin eşinde erken yaşlanma) gebeliğin son ayında normal kabul edilen bir durumdur. Ancak özellikle çok erken gebelik haftalarında, 30-32 haftadan önce saptanmışsa uyarıcı bir gösterge olarak kabul edilmeli ve bu gebelikler daha yakından sıkı takip edilmelidir. Bu kalsifikasyonları azaltmak için herhangi bir tedavi yöntemi yoktur, gebelik haftaları ilerledikçe kendi kendine azalma da görülmez. Her plasental erken yaşlanma izlenen hamilelik risk altındadır ve sorun yaşanacaktır anlamına gelmez ancak bu gebelikler daha sık muayene, tansiyon ölçümü, ultrason ve NST takibi altında tutulmalıdır.

PLASENTA AKREATA (BEBEĞİN EŞİNİN RAHİM DUVARINA YAPIŞMASI)

PLASENTA AKREATA (BEBEĞİN EŞİNİN RAHİM DUVARINA YAPIŞMASI)

Plasenta yani halk arasındaki değimiyle bebeğin eşi normalde rahim iç duvarına hafifçe yapışıktır ve doğum sonrasında veya sezaryen sırasında kolayca ayrılabilir. Plasentanın rahim duvarına yapışması derin ve sıkı bir şekilde olursa buna plasenta akreata (placenta accreta) denir. Bu yapışma rahim duvarındaki kas tabakasına ulaşacak kadar daha derin olursa plasenta inkreata denir, rahim duvarının dışına geçecek kadar hatta çevredeki mesane gibi organlara ulaşacak kadar derin yapışma durumuna plasenta perkreata denir. Vakaların %75'i akreata, %15'i inkreata, %10'u perkreata şeklindedir.

Daha önce sezaryen veya rahim ameliyatı (myom ameliyatı gibi) geçirenlerde daha sık görülür. Özellikle son yıllarda sezaryen oranlarının artması ile plasenta akreata sıklığına 1000 doğumda 1 olacak şekilde artmıştır. Geçirilen sezaryen sayısı arttıkça plasenta akreata riski artar, 3-4 sezaryen geçirenlerde risk %70'leri bulur.
Gebelik sırasında ultrasonla plasenta previa (bebeğin eşinin önde olması) tanısı konulanlarda plasenta akreata eşlik etme riski vardır.

Tanı:
Plasenra akreata (ve inkreta, perkreata) tanısını doğumdan önce koymak mümkün değildir. Muayene veya ultrasonogtafi ile tanı konulamaz. Normal doğum veya sezaryen sırasında plasentanın anne rahminden ayrılmaması ile tanı konur. Bazen plasenta ayrılır fakat bazı parçaları rahim içerisine yapışık kalır, yani ayrılma tam olmamıştır, bu da kanamaya neden olur. Doğumdan önce tanı çok nadir olarak öyküsünden dolayı şüphelenilen, ultrasonografi veya MR ile değerlendirilen bazı gebelerde mümkün olabilir.

Tedavi:
Plasenta akreatayı önlemek mümkün değildir. Tanı konulduğu anda eğer anne normal doğum yapmışsa küretaj ile bebeğin eşi veya rahim içerisinde kalan parçaları temizlenebilir. Bazen bu mümkün olmaz ve aşırı kanamayı durdurmak için ameliyat ile rahmin tamamını almak gerekebilir. Sezaryen sırasında da benzer şekilde ramin alınmasını (histerektomi) gerektirecek kadar fazla kanamaya neden olabilir. Anne hayatını tehlikeye sokacak kadar ciddi kanamalar meydana gelebilir. Ancak rahmin alınması her zaman gerekmez, çoğunlukla plasenta rahim duvarından zorla da olsa ayrılır ve kalan parçalar temizlenince kanama durur.

Konservatif tedavi: Bazı araştırmalarda plasenta akreata tanısı olan doğumlarda plasentayı ayırmaya çok zorlamadan ve rahimi ameliyat ile almadan, plasentayı yerinde bırakarak ameilyatın sonlandırışması, hastanın takip edilmesi denenmiştir. Takip sırasında metotrekat verilen veya uterin arter embolizasyonu uygulanan hastalar olmuştur. Bu hastaların bir kısmıda plasentanın ayrıldığı ve kendi kendine emilerek kaybolduğu izlenmiştir. Ancak konservatif tedavi henüz pratikte rutin olarak uygulanmamaktadır.

PLASENTANIN ERKEN AYRILMASI (DEKOLMAN PLASENTA)

PLASENTANIN ERKEN AYRILMASI (DEKOLMAN PLASENTA)

BEBEĞİN EŞİNİN ERKEN AYRILMASI (ABLATİO PLASENTA)
Plasentanın bebeğin doğumundan önce rahim duvarından ayrılmasıdır. Diğer kanama durumları gibi acilen doktora başvurmayı gerektirir çünkü hem anne hem bebek için ciddi riskler doğurabilir. Ablasyo plasenta 200 gebelikten birinde ortaya çıkan bir durumdur.

Ablasyo'nun en sık gözlenen belirtisi ağrıyla beraber koyu ve pıhtılaşmayan vajinal kanama olmasıdır. Özellikle şiddetli ayrılmalarda uterus serttir ve gevşemez. Annede hipotansiyon ve şok bulguları gelişebilir. Bebek kalp atımı bozulabilir.

Bu durumun ne zaman hangi gebede olabieceğini anlamak imkansızdır. Fakat bazı durumlar ise ablasyo riskinin artmasına neden olur. Bunlar arasında gestasyonel (gebeliğe bağlı) hipertansiyon, kronik hipertansiyon, preeklampsi, çok sayıda doğum yapmış olmak, sigara kullanımı, kokain alışkanlığı ve şiddetli beslenme bozukluğu sayılabilir. Karın bölgesine rastlayan darbeler (trafik kazası gibi) de bazen ablasyo gelişimine neden olabilirler. Ağır polihidramnios (amnios sıvısının artması) olan gebeliklerde amnios kesesinin kendiliğinden ya da doktor tarafından açılması esnasında uterusun hızlı boşalması da ablasyo gelişimiyle sonuçlanabilir.

Ablasyo plasenta acil müdahale gerektiren bir gebelik hastalığıdır.. Bebek ve anne hayatı tehlike altındadır. Bebek kalp atımlarından bebeğin durumu izlenir. Gebeliğin sonlandırılması anne ve bebeğin sağlık durumlarına göre planlanır. Genellikle gebelik acil sezaryenle sonlandırılır. Nadiren, bebek ve annenin durumu iyiyse, ablasyo miktarı çok az ve kanama durmuşsa ve doğum ağrıları yoksa herhangi bir şey yapılmadan izlemde tutulur. Nadiren bebek ve anne iyi, doğum sancıları varsa normal doğum denenebilir.