GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) BAŞ AĞRISI VE MİGREN

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) BAŞ AĞRISI VE MİGREN

Baş ağrısına gebe olmayan bayanlarda çok sık rastlandığı gibi gebelik sırasında da sık görülen şikayetlerden birisidir. 20-50 yaş arasındaki bayanların yaklaşık %80'inde baş ağrısı şikayeti az veya çok görülmektedir. Bu kadar sık görülmesine neden olan faktörler arasında adet dönemlerinde, gebelikte ve doğum sonrasında vücutta oluşan hormonal değişimler önemli rol oynar. Kadınlarda görülen bu baş ağrılarının çoğu migren veya gerilim tipi baş ağrılarıdır.

Aşağıda bahsedilen baş ağrıları en sık karşılaşılan tiplerden bazılarıdır ancak bunların dışında bir gebede veya bir insanda baş ağrısı yapabilecek yüzlerce sebep vardır. Bu nedenle baş ağrısı hiçbir zaman küçümsenmemesi gereken, ağrı kesici alarak geçiştirilmemesi gereken bir durumdur. Özellikle şiddetli ve sürekli tekrarlayan baş ağrılarında mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurmalısınız ve ağrının sebebi, tipi araştırılmalıdır. halk arasında gebelik zehirlenmesi denen tansiyon yükselmesi (preeklampsi) gebelikte baş ağrısının önemli sebeplerindendir ve bazen ilk uyarıcı şikaayet olabilmektedir. Kısacası her insanda olduğu gibi hamile kişilerde de baş ağrısı çok sık rastlanan bir şikayettir ve çoğunlukla baş ağrısı olan kişilerde gebelik zehirlenmesi veya başka kötü bir sebep bulunmamaktadır ancak yine de her baş ağrısı yaşayan gebenin mutlaka doktora başvurması ve sebebin araştırılması gerekir çünkü nadiren de olsa baş ağrısına sebep olan önemli bir durum olabilir.

Gebelikte Migren
Migren tipi baş ağrısı genellikle kafanın bir yarısında hissedilen, bulantı-kusma, ışığa karşı hassasiyet eşlik edebilen, belli aralıklarla tekrarlayan zonklayıcı tarzda bir ağrıdır. Adet dönemi, menopoz, gebelik ve hatta doğum kontrol hapları gibi hormonal ilaçların migren tipi ağrıları etkilemesi migrenin oluşumunda kadınlık hormonlarının (özellikle östrojen) önemli rol oynadığını gösterir. (Erkeklerde de migren görülmektedir ama daha az) Genellikle adet zamanı veya gebelik sonrası gibi östrojen düzeyinin düştüğü dönemlerde migren ağrıları rahatlar, tersine gebelik gibi östrojen düzeyini yükseldiği dönemlerde migren ağrıları artar. Yapılan araştırmalarda hastaların çoğu gebelik sırısında migren ağrılarının arttığını belirtirken, hastaların az bir kısmı ağrılarının değişmediğini veya azaldığını bildirmiştir. Migren baş ağrıları gebeliğin genellikle ilk aylarında sık görülür, son aylarda daha az görülür. Migren çoğunlukla gebeliğin ilk 3 ayından sonra rahatlar ama bazen bunun tersi de olabilir. Bazı hamileler daha önce olmadığı hald migrenle ilk defa gebelikleri sırasında karşılaşabilirler. Doğum sonrasında migren ağrılarının devam etmesine sık rastlanır ancak emziren annelerde daha az ağrı olduğu görülmüştür. Yapılan araştırmalarda tedavi edilse de edilmese de migrenin gebeliğin gelişimi veya sonuçları ile ilgili her hangi bir kötü etki yapmadığı gösterilmiştir.

Migrene bulantı, kusma, ışığa karşı hasssasiyet, kulaklarda çınlama gibi belirtiler eşlik edebilir. Migrenden şüphelenildiğinde mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurulması gerekir. Üzüntü, depresyon, stres, yorgunluk, aşırı kahve ve çikolata, aşırı ışıklı ve aşırı sesli ortamlar, uykusuzluk, aşırı egzersiz, doğum kontrol hapları migreni şiddetlendiren faktörlerdir.

Migren ilaçları hamilelikte zararlı olabilme riskine karşı genellikle kullanılmazlar. Ancak dayanılmaz ve geçmeyen migren ataklarında mecburen bazı ilaçlar kullanılmaktadır. Migren ağrıları için parasetamol türevi gebeliğe zararı olmayan ağrı kesiciler kullanılır.

Gerilim Tipi Baş Ağrısı
Gerilim tipi baş ağrısı kafanın bütün çevresinde baskı ve gerilme varmışçasına hissedilen bir ağrıdır. Migrene göre daha sık görülür ve migrenin aksine ışık ve sesten etkilenme, bulantı-kusma gibi durumlar daha az görülür gerilim tipi baş ağrısında. Gebelikten önce olan gerilim tipi baş ağrısının gebelik başladıktan sonra şiddetlenmesi çok beklenen bir durum değildir çünkü migrenin aksine hormonlardan çok etkilenen bir ağrı değildir. Gebelik sırasında tedavi için parasetamol türevi ağrı kesiciler kullanılır. Ayrıca geçşeme terapileri de faydalı olabilir.

Küme Baş Ağrısı
Küme baş ağrısı erkeklerde bayanlara göre 8 kat daha fazla görülmesine karşın nadiren gebelik sırasında da karşılaşılabilir. Genellikle 4 veya 8 hafta aralıklarla hemen hemen aynı günlerde meydana gelen, tek taraflı göz ve şakak bölgelesinde, şiddetli delici patlayıcı tarzda ağrılardır. Ağrının olduğu tarafta yüzde kızarma, göz yaşarması, burun akması gibi şikayetler de meydana gelir. Küme tipi baş ağrıları gebelik, adet dönemi, menstrüasyon gibi hormonal dönemlerden etkilenmezler.

DOĞUMDAN SONRA BAŞ AĞRISI
Doğumdan sonra da yukarıda sayılan bütün nedenlere bağlı baş ağrısı olabilir. Preeklampsi - tansiyon yükselmesi (gebelik zehirlenmesi) nadiren doğumdan sonra da meydana gelebilir. Spinal anestezi ile doğum yapılan durumlarda beyin omurilik sıvısının dışarı bir miktar akmasından dolayı baş ağrısı olabilir.

Not: Bu konudaki gibi migren v.b anlamında kullanılan "baş ağrısı" ayrı yazılır. "Başağrısı" şeklinde birleşik yazılan bir kelime de vardır ancak bu kelime" sürekli sıkıntı yaratan durum veya kimse" manasına gelir. Kaynak: tdk.gov.tr - Güncel Türkçe Sözlük

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) KANSIZLIK - ANEMİ

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) KANSIZLIK - ANEMİ

HAMİLELİKTE ANEMİ (KANSIZLIK)

GEBELİKTE DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ:
Demir eksikliği anemisi, gebelikte en sık görülen anemidir.
Anemi kan hemogloblin (Hb) değerinin normalin altına düşmesidir.
Gebelikte 1. ve 3. trimesterde hemoglobin 11 gr/dl 'den düşükse veya 2. trimesterde hemoglobin 10.5 gr/dl 'den düşükse anemi kabul edilir. Dünya nüfusunun yaklaşık %30’unun, dünyadaki gebe kadınların %50’sinden fazlasının, dünyadaki tüm kadınların 1/3’ünden fazlasının anemik olduğu tahmin edilmektedir. Gebelikte günde 6-7 mg demir ihtiyacı vardır.

Gebelerde Demir Eksikliği Anemisinin Nedenleri: Demir gereksiniminin artması, demir depolarının yetersiz olması (yetersiz beslenme düzeyi, sık doğumlar ve düşükler, sık enfeksiyonlar ve özellikle parazit hastalıkları, barsaklarda emilim bozukluğu).

Her gebeye proflaktik demir desteği verilmelidir:
Anemi olmasa ve demir depoları yeterli olsa bile gebelik boyunca bütün gebelere anemiyi önlemek amaçlı demir desteği gereklidir. Günde 60 mg elementer demirin demir eksikliği anemisinin insidansını azaltığı gösterilmiştir. Gebeliğin ilk 4 ayından sonra, en geç 20. gebelik haftasında profilaksiye başlanılmalıdır.

Anemide başlıca şikayetler:
- Halsizlik ve yorgunluk (en sık görülen semptomdur)
- İştahsızlık
- Efor dispnesi (Eforla nefes darlığı olması)
- Başağrısı
- Çarpıntı
- Senkop (bayılma)
- Kulak çınlaması
- Uyku bozukluğu
- Saç dökülmesi
- Konsantrasyon bozukluğu
- Baş dönmesi
- Anjina pektoris (Göğüs ağrısı)

Anemilerde başlıca bulgular:
- Deri ve mukozada solukluk (en sık bulgu)
- Taşikardi (Nabzın hızlanması)
- Ejeksiyon üfürümü, hiperkinetik kalp yetmezliği
- Dil atrofisi (B12, folat ve demir eksikliğinde)
- Nöropati, ataksi (B12 eksikliğinde)
- Sarılık ve splenomegali (dalak büyüklüğü) (hemolitik anemilerde)

Tedavi:
Tedavinin amacı aneminin düzeltilmesi ve demir depolarının doldurulmasıdır. Bu amaçla ağızdan demir preparatları ve demirden zengin diyet uygulanır. 200 mg/gün elementer demir alınmalıdır. Anemi düzeltildikten sonra demir depolarının dolması için tedaviye 3 ay daha devam edilmelidir.
Demir tedavisinin bulantı, kusma, ishal, kabızlık, midede rahatsızlık gibi yan etkileri olabilir. Bu yan etkiler haplar yemeklerden sonra alınarak giderilebilir.

Demir tedavisi alan gebeler demirin emilimini azaltan besinlerle birlikte bu ilaçları almamalıdırlar.
Demir preparatlarının emilimini azaltan besinler: antiasit ilaçlar, yumurta, kalsiyum tuzları, süt ve süt ürünleri, tetrasiklin türü antibiotikler, çay, kahve.
Eğer demir preparatları portakal suyu, proteinden zengin gıdalar ile birlikte ve aç karnına alınırsa emilim artacaktır.
Aynı zamanda demirden zengin diyet örneğin karaciğer, kırmızı et, yumurta, kuru bakla, tahıl, taze sebze, kuru meyve v.b alınmaya özen gösterilmelidir.


GEBELİK VE MEGALOBLASTİK ANEMİ
Gebelikte ikinci en sık görülen anemi nedenidir.
En sık nedeni folik asit eksikliğidir.
Tedavide günde 1 mg folik asit verilir.
Proflaksi (önleme) amaçlı bütün gebelere 0.4 mg folik asit verilmelidir.


ANNEDEKİ ANEMİNİN GEBELİK ÜZERİNE ETKİLERİ NELERDİR?
- Düşük doğum ağırlığı
- Preterm eylem (erken doğum)
- IUGR
- Operatif doğum
- Fetal ölüm
- Uzamış doğum riski gibi etkileri olabilir.

GEBELİKTE YUMURTALIK (OVER) KİSTLERİ

GEBELİKTE YUMURTALIK (OVER) KİSTLERİ

HAMİLELİKTE YUMURTALIK (OVER) KİSTLERİ
Gebelikte yumuırtalık kistlerinin ortalama görülme insidansı 1000 gebelikte birdir. Gebelikteki yumurtalık kitlelerinin çoğu matür teratom ve seröz kistadenomlardır. Ancak gebelikte en sık tespit edilen tespit edilen kitleler follikuler veya korpus luteum kistleridir.

Bu kistlerin büyük çoğumluğu gebeliğin 14. haftasından önce kaybolur. Büyüklüğü 6 cm'den fazla olan kistler %60 oranında kaybolmadan kalırken, 6 cm'den küçük kistler %90 oranında kendiliğinden kaybolurlar.

Bu tür kistlere gebelikte rastlandığında genellikle 18. haftaya kadar beklenir çünkü 18 . gebelik haftasına kadar kistlerin çoğu kaybolur, ayrıca kaybolmayan kistler için gerekecek ameliyatın fetus ve anneye zarar verme riski bu haftalarda çok azalır. Bu haftalardan önce ameliyat daha risklidir.

Gebelikte over kistleri en sık ağrıya neden olurlar bunun dışında yumurtalığın ve kistin dönerek burkulması (torsiyon), kist içine kanama, enfeksiyon da görülebilir.

Tedavi:
Gebelikte ortaya çıkan yumurtalıkla ilgili bir kitlenin tedavisi hastanın şikayetlerine gebelek yaşı ile kitlenin boyut ve özelliklerine bağlıdır. Erken gebelikte tespit edilen küçük kistler (8 cm'den küçük) genellikle fonksiyoneldir ve izlenirler. Ancak torsiyon (burkulma), rüptür (patlama), hemoraji (kanama) gibi durumalr gerçekleşirse acil cerrahi girişim gerektirir. Kitleler 7-8 cm'den büyük, solid, iki taraflı veya 15-18 haftalara kadar kaybolmamışsa ameliyat yapılabilir. Ameliyat için en uygun zaman 18.hafta civarıdır. Bu haftalarda palasentanın hormonal fonksiyonunu tamamiyle korpus luteumdan devralması nedeniyle korpus luteum kistleri kaybolmaktadır. Kist kötü görünümlü ise kanser şüphesi taşıyorsa veya boyutlarında büyüme saptanırsa 18. haftdan önce ameliyat edilmelidir.

GEBELİKTE MİYOM

GEBELİKTE MİYOM

HAMİLELİK VE MİYOM (MYOMA UTERİ)
Gebeliklerin %5-10’unde rahimde miyom vardır. Büyük bir çoğunluğu gebeliği etkilemez. Ancak büyük olduklarında sorunlar başlar. Düşüğe, erken gebelik kanamalarına, erken doğum eylemine, plasenta yerleşim anomalilerine, erken membran rüptürüne, plasenta dekolman ve retansiyona neden olabilirler. Miyomların %30’u gebelik esnasında büyür ve bu büyüme ilk 10 haftada en sıktır.

Gebeliğin ikinci ve üçüncü trimesterinde myomlar bazılarında büyüyebilir, vasküler yetmezlik ve sonucunda dejeneratif değişikliklere gidebilir. (Kırmızı dejenerasyon) Klinik olarak bu sıklıkla ağrı ve lokalize hassasiyete neden olur, ancak erken (preterm) doğumu da başlatabilir. Yatak istirahati ve ağrı kesiciler hemen daima ağrıyı durdurmada başarılıdır, fakat tokolitikler sancıları durdurmak için gerekebilir.

Doğum sırasında leiomyomlar uterin tembelliğe, fetüsün pozisyon bozukluklarına, doğum kanalının obstrükte olmasına neden olabilir. Büyük servikal veya istmik myomların varlığında sezaryen gerekebilir. Leiomyomlar doğum sonrasındaki etkin uterus kontraksiyonlarını bozarak, kanamaya neden olabilirler.

Sezaryen sırasında myomun yeri ve büyüklüğü uygunsa alınabilir. Fakat bazı myomlar gebelikte rahim fazla kanlandığı için aşırı kanamaya sebep olabilir o yüzden sezaryen sırasında her zaman myomların alınması (myomektomi) tercih edilmez.

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) ŞEKER HASTALIĞI (GEBELİĞE BAĞLI ŞEKER HASTALIĞI, DİYABET)

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) ŞEKER HASTALIĞI (GEBELİĞE BAĞLI ŞEKER HASTALIĞI, DİYABET)

HAMİLELİĞE BAĞLI ŞEKER HASTALIĞI (GESTASYONEL DİABETES MELLİTUS)
Şeker hastalığı (diyabet) kanda yüksek şeker düzeylerine neden olan bir durumdur. Bazı kadınlarda gebe kalmadan önce diyabet mevcuttur. Bazı diğer kadınlarda ise “gestasyonel diyabet” olarak adlandırılan durum şeklinde gebelikte meydana gelir. Her 200 gebelikten birinde pregestasyonel DM (gebelik öncesi diabet) olduğu, Ek olarak her 200 gebe kadından 5'inde gestasyonel DM (gebelik seyri sırasında diabet) geliştiği tahmin edilmektedir.

Eğer gebe kalmadan önce diyabetiniz var ise, gebelik süresince kan şeker düzeyinizi kontrol altında tutabilmeniz öncekine nazaran daha zor bir hale gelebilir. İnsülin dozunuzu değiştirmeniz gerekebilir.

Eğer gebelik öncesinde veya gebelik süresince diyabet tedavi edilmezse şu problemler ortaya çıkabilir:
- Kanınızdaki yüksek şeker düzeyleri, bebeğin çok irileşmesine neden olabilir. İri bebeklerde, doğum öncesinde ve sırasında daha çok problem ortaya çıkma riski vardır. İri bebeklerde sezaryen gerekme riski daha yüksektir. Ayrıca doğum sırasında omuz takılması, doğum travması, doğum eyleminin uzaması da iri bebeğe ait risklerdir.
- Bebekte, kalp, böbrek ve omurga anomalileri olabilir.
- Gebelik esnasında, “pre-eklampsi” olarak adlandırılan yüksek tansiyonunuz olabilir ve bu durum sizde veya bebekte sorunlara yol açabilir.
- Erken doğum eyleminiz olabilir (gebeliğin 37. haftası sonlanmadan önce) veya bebeğin erken doğurtulmasını gerektiren durumlar ortaya çıkabilir.
- Bebeğin doğumunu takiben, “hipoglisemi” olarak adlandırılan kan şeker düzeyinde düşüklük olabilir.
- Bebeğin doğumunu takiben, akciğerleri tam gelişemediği için solunum problemleri ortaya çıkabilir.
- Ani bebek ölümü meydana gelebilir
- Doğumdan sonra RDS (bebekte akciğer yani solunum) sıkıntısı gelişebilir
- Doğumdan sonra bebekte hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) ve biluribin yüksekliği, polisitemi (bebekte kan hücrelerinin fazlalığı) gelişebilir

Eğer gebelik öncesinde ve süresince doğru bir tedavi alıyor ve düzenli kontrollerinizi yaptırıyorsanız, sağlıklı bir bebek doğurabilme şansınız yüksektir.

Belirtiler:
Pek çok gebe kadın diyabetin belirtilerini fark etmemektedir ve bu durum tahlillerle anlaşılmaktadır ancak susuzluk hissi, kilo kaybı, çok fazla yemek yemek, çok fazla miktarda idrar yapmak, yorgunluk gibi belirtiler olabilir.

Diyabeti olan bir kadın gebe kalırsa, gebelik esnasında hastalığın kontrolünün zorlaşacağını ve daha kötüleşebileceğini bilmelidir.

Tanı:
Tanı için glukoz yükleme testleri (şekerli su testi) denilen testler yapılır. 24-28. gebelik haftasında bütün gebelere tarama amaçlı 50 gr. glukoz testi yapılır. 50 gram glukoz yükleme testi sadece tarama testidir kesin olarak diyabet tanısı koydırmaz. 50 gram glukoz testi değeri 140'dan yüksek çıkanlara 100 gram glukoz tolerans testi yapılır. 100 gram glikoz testinin sonucuna göre diabet tanısı koyulabilir. Bu testler ayrı bir başlık altında detaylı olarak anlatılmıştır.

Tedavi:
Gestasyonel diyabet tedavisi için bazen diet yeterli olur. Diyet yeterli olmadığı zaman ise insülin tedavisine  geçilir. Tablet şeklindeki şeker düşürücü ilaçlar gebelikte kullanılamazlar.
Gebelikte insüln kullanımı hakkında ayrıntılı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Doğum nasıl ve ne zaman olmalı?
Diyabetik gebelerde doğum eğer başka bir anormallik yoksa, sezaryen gerektirecek başka bir durum yoksa normal doğum şeklinde ve normal zamanında yaptırılır. Ancak genellikle (özellikle insülin kullananlarda) 40 haftayı geçmeden doğum planlanır. İri bebek yada anne kemik yapısının uygunsuzluğu gibi durumlarda sezaryen gerekebilir.

Doğumdan sonra diabet devam eder mi?
Çoğu kadında bebeğin doğumunu takiben bu durum geçer. Gebeliklerinde gestasyonel diyabet tanısı konmuş annelere doğumdan 6 hafta sonra 75 gram glukozla OGTT (şeker yükleme testi) uygulanır. Bu testle şeker hastalığının devam edip etmediği öğrenilir. Bu test normal çıksa bile annenin sonraki gebeliklerinde ya da hayatının ileriki dönemlerinde şeker hastalığına yakalanma riskinin diğer insanlara göre daha fazladır.
Gebelik öncesinde diyabeti olanlar doğumdan sonra gebelik öncesindeki durumlarına tekrar döneceklerdir muhtemelen.

İleriki yıllarda çocukta diabet gelişme riski yüksektir:
- Diabetik anneden doğan çocuklarda diabetik olmayan anne çocuklarına göre ileride Tip 2 diabet ve gebelikte (gestasyonel) diabet gelişme riski 20 kat ­ artmıştır.
- Gebe iken diabetli olan annenin çocuklarında diabet gelişme riski %33'tür.

GEBELİKTE TANSİYON DÜŞMESİ (HAMİLELİKTE DÜŞÜK TANSİYON)

GEBELİKTE TANSİYON DÜŞMESİ (HAMİLELİKTE DÜŞÜK TANSİYON)

Gebelikte düşük tansiyon (hipotansiyon), yüksek tansiyon (hipertansiyon) kadar sık olmasa da bazı hastalarda karşılaşılan bir durumdur. Hamile bir bayanda tansiyon ölçümünün 90/60 mmHg altında olması tansiyonun düşük olduğu anlamına gelir. Tansiyon düşmesi baş dönmesi, göz kararması, halsizlik, bitkinlik, yorgunluk, sersemlik gibi şikayetlere neden olur. Tansiyon (kan basıncı) düşmesi daha da ilerlerse bayılma meydana gelebilir.

Nedenleri:
- Gebeliğin özellikle ilk aylarında bulantı kusmaların fazla olmasından dolayı iyi beslenememe ve aşırı kusma düşük tansiyona neden olabilir. Hasta aşırı derecede halsiz ve bitkin düşebilir. Bu durumda hasta ağzından içecek alamadığı için genellikle damar yoluyla sıvı (serum) verilir.
- Gebelikte sırt üstü veya sağ yana doğru yatıldığında rahim büyük damarlara baskı yaparak tansiyon düşmesine neden olabilir. Gebelikte sol yana yatılması önerilir. Gebeliğin ilk aylarında (4. aya kadar) rahim henüz küçük olduğu için her yöne yatılabilir, sakınca olmaz.
- Hamilelikte aşırı kanama yaratan durumlar düşük tansiyona neden olabilir. Örneğin düşüğe bağlı aşırı kanama olması veya gebeliğin son aylarında bebeğin eşine bağlı aşırı kanama gibi durumlar tansiyon düşmesine neden olabilir. Gebelikte her tür kanama az miktarda bile olsa acilen doktora başvurmayı gerektirir.
- Yatarken veya otururken aniden ayağa kalkmak tansiyon düşmesi nedeniyle baş dönmesi, göz kararması gibi şikayetlere neden olabilir.
- Aşırı sıcak yaz aylarında terleme ile fazla sıvı kaybedilmesi tansiyon düşmesine neden olur. Bu nedenle yaz aylarında bol sıvı tüketilmesi önemlidir.

Tedavi:
Hamilelikte bu tür şikayetler ve belirtiler varlığında acilen doktora başvurulması gerekir. Tansiyon düşmesine neden olan duruma göre tedavi planlanacaktır.

EKLAMPSİ NEDİR? BELİRTİLERİ, TEDAVİSİ

EKLAMPSİ NEDİR? BELİRTİLERİ, TEDAVİSİ

Preeklampsi (halk arasında gebelik zehirlenmesi) hastasının nöbet (kriz) geçirmesi durumuna eklampsi denir. Eklampsi nöbeti aynen epilepsi (sara) nöbeti gibidir, hastanın kol ve bacaklarında kasılmalar, geçici bir süre bilinç kaybı görülür. Hastada tansiyon yüksekliği ve şiddetli preeklampsinin diğer bulguları vardır.  Anne hayatını tehtit eden ciddi bir durumdur ve hemen hemen her zaman acilen sezaryen ile gebeliğin sonlandırılmasını gerektirir. Tek kesin tedavisi doğumdur, aksi taktirde nöbet krizlerinin tekrarlaması ve anne hayatının tehlikeye girmesi riski vardır. Eklampsi nadiren gebelikte görülmemesine rağmen doğumdan sonraki günlerde görülebilir.

Eklampsi nöbeti geçiren hastalar sıklıkla şiddetli preeklampsi hastalarıdır. Eklampsi hastalarının %20-25'inde  hafif preeklampsi bulguları vardır.

Eklampsi ne zaman görülür?
Eklampsi krizlerinin %80'i doğum sırasında ve doğumdan sonraki ilk 48 saat içerisinde görülür. Hamilelik sırasında 20. haftadan sonra görülür. Gebeliğin 20. haftasından önce görülmesi çok nadirdir. Yine çok nadiren doğumdan uzun süre sonra (2 -3 hafta sonra) görülen vakalar bildirilmiştir.

Eklampsi belirtileri:
- Nöbet (kriz) geçirme
- Şiddetli baş ağrısı
- Vücutta yaygın şişlik, ödem
- Görme bozukluğu
- Karında mide bölgesinde veya karaciğer bölgesinde ağrı
- Geçici bilinç kaybı

Tanı (teşhis) :
Eklampsi tanısını koyduran nöbet geçirmenin görülmesidir. Nöbet olmadan asla eklampsi tanımlaması yapılamaz. Nöbet dışında ne gibi bulgular olur: Karaciğer enzimlerinde yükselme, platelet (trombosit) sayısında düşme, tansiyon yükselmesi, idrarda aşırı protein atılımı (proteinüri), idrar miktarında azalma (olüguri), hiç idrar çıkarmama (anüri) görülebilen diğer bulgulardır.

Eklampsi tedavisi:
Eklampsinin kesin tedavisi acilen doğum (genellikle sezaryen)'dir. Yukarıda anlatılan bütün bulgular doğumdan sonra hızla düzelir. Tekrar nöbet geçirilmesini engellemek için acilen doğum gereklidir.
Doğum dışında neler uygulanır tedavide: Nöbet sırasında hastanın solunum yolu kapanabilir bu nedenle ilk yapılacak işlemlerden birisi solunum yolunun açılmasıdır. Kan basıncını (tansiyon) normale düşürmek için ilaçlar verilir. Hastanın tekrar nöbet geçirmesini engellemek için magnezyum sülfat tedavisi verilir. Anne çok yakından takip edilir. Erken doğum gerçekleşirse bebek için de yoğun bakım ünitesinde bakım uygulanır.

GEBELİKTE TANSİYON YÜKSELMESİ (HAMİLELİKTE YÜKSEK TANSİYON) - HİPERTANSİYON - PREEKLAMPSİ

GEBELİKTE TANSİYON YÜKSELMESİ (HAMİLELİKTE YÜKSEK TANSİYON) - HİPERTANSİYON - PREEKLAMPSİ

HAMİLELİKTE TANSİYON YÜKSEKLİĞİ
Bazı kadınlar zaten gebelikten önce yüksek tansiyona sahiptirler, bazılarında ise bu durum gebelikle beraber başlayabilir. Bu yüzden gebelik boyunca tansiyonun düzenli olarak takibi çok önemlidir. Eğer yüksek kan basıncı gebeliğin ikinci yarısında olursa gestasyonel hipertansiyon olarak bilinir. Bu tip kan basıncı bebek doğduktan sonra kaybolur. Eğer gestasyonel hipertansiyon diğer bulgularla (idrarda protein kaybı yani proteinüri, ayaklarda şişlik yani ödem) beraber olursa preeklampsi denir.

Hafif preeklampsi de tansiyon 140/90 mmHg veya üzerinde seyreder. İdrarda protein atılımı hafif preeklampside az iken (günde 0.3 - 5 gram arasında), şiddetli preeklampside günde 5 gramdan fazla protein atılır. Şiddetli preeklampside tansiyon 160/110 mmHg' nın üzerindedir. Buna idrarda fazla protein atılması (albuminüri), karaciğer fonksiyon testlerinde yükselme, trombosit sayısında azalma, kalıcı baş ağrısı, görme bozukluğu, karaciğer bölgesinde ağrı gibi bulgular da eklenebilir.

Gebelikte tansiyon yüksekliği plesentayı etkileyebilir ve bu durumda anne rahmine yeterli kan gitmemesi ile bebeğin beslenmesi bozulabilir.

Preeklampsi için risk faktörleri:
Aşağıdaki durumlar hamile bir bayanda preeklampsi görülme riskini arttırır.
- İlk gebelik
- Önceki gebelikte preeklampsi öyküsü
- Gebelikten önce hipertansiyon öyküsü
- Ailede preeklampsi öyküsü
- Kötü obstetrik öykü (daha önceki gebeliklerde anne karnında bebek ölümü, gelişme geriliği, dekolman v.b)
- 35 yaş üstünde olmak
- Çoğul gebelik (İkiz, üçüz) gebelik
- Tİp 1 Diyabet
- Böbrek hastalığı
- Şişmanlık
- Bağışıklık sistemi bozuklukları
- Trombofili (pıhtılaşma bozuklukları), Faktör-5 Leiden mutasyonu

Preeklampsi olan kadın,kendisinin ve bebeğinin izlemi için, hastaneye yatırılmaya ihtiyaç duyabilir. Bazı durumlarda bebeği erken doğurtulabilir.

Tedavi:
Eğer kan basıncı hafif yükseliyorsa ve gebelik sürci sonuna yakın değilse yatak istirahati kan basıncını düşürebilir. Eğer kan basıncı tehlikeli değerlere kadar yükselmiyorsa (hafif preeklampsi) doğum başlayana dek gebeliğin devam etmesine izin verilebilir. Bu esnada tansiyon düşürücü ilaçlar bazen kullanılabilir. Eğer şiddetli preeklampsi veya eklampsi gelişirse tek tedavi doğumdur. Bebeği doğurtma kararı anneye ait riskler ve bebeğin anne karnında taşıdığı riskler ile doğum sonrası karşılaşacağı riskler gözönüne alınarak verilir. Bazen sezaryen ihtiyacı olabilir.

EKLAMPSİ
Preeklampsi durumunda hastanın nöbet geçirmesine eklampsi denir. Eklampsi bebek dışında anne hayatını da tehdit edici bir durumdur ve çoğu zaman tedavi için acilen doğum (çoğunlukla sezaryen) yaptırılır.

HELLP SENDROMU
Gebelikte tansiyon yükselmesine aşağıdaki bulgular da eklenirse baş harflerinden dolayı Hellp Sendromu denilen durum oluşur:
- Hemolysis
(Hemoliz, kırmızı kan hücrelerinin parçalanması)
- ELevated liver Enyzmes
(Karaciğer enzimerinde yükselme)
- Low Platelets
(Kan pıhtılaşmasını sağlayan trombositlerin (plateletlerin) azalması)

Hellp sendromu gebelikte tansiyon yüksekliğinin ve preeklampsinin en ciddi formudur. Tedavisi acilen doğum yaptırmaktır. Aksi taktirde ciddi sorunlara yol açabilir. Doğumdan sonra yukarıda sayılan bozukluklar düzelecektir.

Hellp sendromu nadiren doğumdan önce yokken doğumdan sonra gelişebilmektedir.

BEBEĞİN BOYNUNA KORDON DOLANMASI

BEBEĞİN BOYNUNA KORDON DOLANMASI

BEBEĞİN BOYNUNDA KORDON OLMASI
Bilindiği gibi kordon (umblikal kord) bebek ile plasenta (bebeğin eşi) arasında uzanır ve anne kanındaki besinleri, oksjeni plasentadan bebeğe taşır. Bebek kanındaki maddeleri de plasentaya taşır. Kordonun normal uzunluğu 55-75 cm arasındadır. Kordonun normalden uzun olduğu durumlarda bebeğin boynuna dolanma riski artar. 100 cm'den uzun kordonlar bu açıdan riskli kabul edilir. Normal zamanında olan doğumların yaklaşık 30'unda bebekte boyunda kordon dolanması görülür. Kordon bebeğin boynun sıklıkla 1 tur dolanır, bazen 1-2 tur dolanır hatta çok nadiren 5-6 tur dolandığı bile görülür. Gebelik muayeneleri sırasında da ultrason ile (normal B-mod veya doppler inceleme) kordon dolanması görülebilir. Kordon bazen göbek etrafına, kollara, omuzlara da dolanabilir. Kordon dolanmasının nedeni net olarak bilinmemektedir. Ultrasonla yapılan incelemelerde gebelik ayları ilerledikçe bebeğin boynunda kordon görülme sıklığı da artar. Kordonun dolanırken kilitlendiği ve kilitlenmediği olmak üzere 2 tipi vardır. Kordon dolanmasını düzeltmek için veya önlemek için herhangi bir yöntem yoktur.

Yapılan araştırmalarda özellikte plasentası (bebeğin eşi) rahim arka duvarında bulunan bebeklerin boynunda kordon olma ihtimali plasentası önde olan bebeklere göre daha yüksek saptanmıştır. Yine Tek yumurta ikizlerinde, erkek bebeklerde, daha önce boyunda kordonu olan bebek doğuranlarda görülme oranı daha fazla saptanmıştır.

Kordon dolanan bebeklerde bazen doğum sancıları sırasında bebeğin kalp atışında yavaşlama saptanır veya kordon çok kısa ise bebeğin doğum kanalından inişine engel olabilir bu durumlarda sezaryen gerekebilir. Boynuna kordon dolanan bebeklerde doğum sırasında bu tür nedenlerle sezaryen gerekme riski kordon dolanmayan bebeklere göre fazladır. Bazen normal doğumun uzun süremesine neden olabilir. Bu nedenle boynunda kordon tespit edilen gebelerin doğumları ve kalp atım traseleri (NST) daha sıkı takip edilir.

Araştırmaların bir kısmı hamilelikte bebeğin boynuna umblikal kord dolanmasının bebek üzerinde doğumdan sonra olumsuz etkileri olmadığını (neonatal morbidite ve mortalitenin değişmediğini) bildirirken bir kısım araştırmalar da bunun tersine boyuna kordon dolanan bebeklerde doğum sonrası asfiksi v.b. risklerin arttığını bildirmiştir.

Özet olarak yapılan bir çok araştırma neticesinde kordon dolanmasının bebek ve doğum açısından ne kadar risk taşıdığı ve bu riskler karşısında ne yapılması gerektiği net olarak belirlenmiş değildir. Ancak çok büyük riskler getirmediği açıktır zira doğumların neredeyse üçte birinde olacak kadar sık görülen bir durum olduğu halde kordon dolanması ile doğan bir çok bebekte problem saptanmamaktadır. Problem yaşanan bebeklerde de bunun kordon dolanmasından mı başka nedenlerden mi kaynaklandığı her zaman net bilinmemektedir. Ancak olası düşük riskler göz önünde bulundurularak kordon dolanması olan gebeliklerin takibinde ve doğumunda daha sıkı izlenmesi önerilmektedir. Gebeliğin son dönemlerinde bebek hareketlerinde azalma şikayeti olan gebelerde boyunda kordon olabileceği araştırmalarda bildirilmiştir, bu açıdan değerlendirme faydalı olabilir. 

ÖLÜ DOĞUM - ANNE KARNINDA (RAHMİNDE) BEBEK ÖLÜMÜ

ÖLÜ DOĞUM - ANNE KARNINDA (RAHMİNDE) BEBEK ÖLÜMÜ

Ölü doğum yapmak veya anne rahminde bebek ölmesi veya anne karnında bebek (fetus) ölümü veya anne karnında bebeğin kaybedilmesi veya intrauterin ex fetus (mort fetus) aynı anlamda kullanılan terimlerdir. Bebeğin doğduğu anda canlı olması ve doğumdan sonra ölmesi ise farklı bir durumdur, bu gruba dahil değildir.

Ölü doğum 20. gebelik haftasından sonra anne karnında ölen bebekler için kulllanılan bir terimdir ve yaklaşık 200 gebelikte bir görülür. 20. gebelik haftasında önce anne rahminde fetus ölümü gerçekleşirse buna ölü doğum veya rahim içinde bebek ölümü denmez, düşük denir. Eğer ölüm sırasında gebeliğim kaç hafta olduğu bilinmiyorsa bu durumda bebeğin kilosuna göre isimlendirilir. 500 gramın üzerindeki ölümlere ölü doğum denirken, 500 gramın altındakilere düşük denir.

Dünyada her yıl 3 milyondan fazla ölü doğum olmaktadır.

Ölü doğum sebepleri:
- Gebelik sırasında geçirilen (perinatal) enfeksiyonlar (Kızamıkçık, CMV, Toxo v.b)
- Preeklampsi ve tansiyon yüksekliği
- Gebelik sırasında kanama olması (plasenta previa)
- Dekolman plasenta (bebeğin eşinin ayrılması)
- Diabet
- Annenin yaralanması, kaza geçirmesi, travma
- Sepsis
- İkizden ikize transfüzyon sendromu
- Kordon kazaları, kordon sıkışması veya düğümlenmesi
- Uterin anomaliler (rahmin doğumsal anormallikleri)
- Kan uyuşmazlığı (Rh uygunsuzluğu)
- Hidrops fetalis (immun veya non-immun)
- Kordon sarkması
- Doğumla ilgili problemler
- Bebekte doğumsal (konjenital) anomaliler olması (Doğumsal kalp hastalıkları gibi)
- Bebekte kromozomal (genetik) anomaliler olması
- Gelişme geriliği
- Erken doğum ve suların erken gelmesi
- Bunların dışında diğer bazı sebepler ve sebebi bulunamayan ölü doğumlar olabilir.

Sebebi açıklanamayan ölü doğumlar: Anne karnında ölen bebeğin ölümünü açıklayabilecek herhangi bir sebep bulunamayan durumlardır. Bütün ölü doğumların yaklaşık %20 kadarının sebebi bulunamaz. Ölü doğum olayını açıklayacak anneyle ilgili bir hastalık veya bebekle ilgili bir anomali veya başka bir durum yoktur.

Ölü doğumla ilgili risk faktörleri:
Aşağıdaki durumların olduğu gebeliklerde ölü doğum olma riski daha fazla görülmektedir.
- Anne yaşının fazla olması (35'den fazla)
- İlk gebelik olması
- Annenin fazla kilolu olması (obezite)
- İkiz ve üçüz (çoğul) gebelikler
- Annenin sigara kullanması
- Daha önce ölü doğum yapmış olmak
- Annede yüksek tansiyon, şeker hastalığı, guatr, böbrek hastalıkları ve diğer sistemik hastalıklar olması
- Annede trombofili (pıhtılaşma bozuklukları) olması
- Gebelik kolestazı
- Daha önce sezaryen ile doğum yapmış olmak da risk faktörü olarak tespit edilmiştir.

Anne karnında bebeğin öldüğünün tespit edildiği durumlarda bir an önce bebeğin normal doğumla veya sezaryenle doğurtulması amaçlanır. Ölmüş olan bebeğin anne karnında uzun süre kalması anne kanına bazı maddelerin (tromboplastin) geçmesine sebep olabilir ve annede kanama-pıhtılaşma bozukluğuna (DIC- Dissemine intravasküler koagulasyon) sebep olabilir.

Yukarıda anlatıldığı gibi 20 haftadan önce anne karnında ölüm olması ölü doğum olarak sınıflandırılmaz ve bunlar düşük grubuna girer. Dolayısıyla bu durumda küretaj yoluyla rahim içerisi boşaltılır.

Anne karnında sürekli erken aylarda fetusun ölmesi ve tekrarlayan düşükler olması "tekrarlayan gebelik kayıpları" olarak adlandırılır ve ayrı bir konu olarak anlatılmıştır, buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.